ÜLKÜDEN UZAKLAŞAN GENÇLİK…

ÜLKÜDEN UZAKLAŞAN GENÇLİK…

Bir devletin zenginliği yalnızca hazinesindeki parayla ölçülemez. Birlikte yaşama iradesi, adalete güven ve ortak bir gelecek kurma isteği de o zenginliğin parçasıdır. Para yollar açar, binalar yükseltir, ordular donatır. Fakat insanlara ne uğruna emek vereceklerini, çocuklarına nasıl bir ülke bırakmak istediklerini tek başına söyleyemez.

Bunun için bir ülkü gerekir.

Ülkü, insanın hayatına yön veren, uğruna emek verdiği ve sorumluluk üstlendiği yüce bir idealdir. Kendi yaşamını kurarken ülkesinin ve toplumunun geleceğinde de bir payı olsun istemesidir.

Atatürk bağımsızlık, çağdaşlaşma ve Cumhuriyeti yaşatma sorumluluğunu gençliğin önüne bir ülkü olarak koydu. Cumhuriyetin gençliğe emanet edilmesi, geleceği kurma sorumluluğunun da onlara verilmesiydi. Bu sorumluluğun bugünkü karşılığı; bilimde ilerlemek, üretmek, hukuku savunmak, ülkenin kaynaklarını korumak ve işini dürüstçe yapmaktır.

Seksenli yılların siyasi ve toplumsal söylemlerinde de ülkü sahibi olmanın önemi defalarca vurgulandı. Gençlere uğruna yaşanacak değerler, kişisel çıkarların üzerinde tutulacak amaçlar anlatıldı.

Peki, bunca yıl üzerinde durulan bu kavram, bugün neden gençlerin hayatında yeterince karşılık bulamıyor?

Belki de yeterince konuşulmadığı için değil, söylenenlerle yaşananlar arasındaki mesafe açıldığı için…

Peki, bu mesafeyi kim açtı? Bir zamanlar kendisini ülkücü olarak tanımlayan, bugün siyasi tercihleriyle savunduğu değerleri sorgulatan isimler mi? Yoksa Atatürk’e bağlılığını dile getirirken onun bağımsızlık, akıl, bilim ve Cumhuriyet ülküsünü hayatın içinde yeterince savunamayanlar mı?

Bu iki geleneğin tarihleri ve siyasi anlayışları farklıdır. Ancak hangi ülküyü savunduğunu söylerse söylesin, herkesin taşıması gereken bir sorumluluk vardır: Sözüyle davranışı arasında tutarlılık kurmak.

Geçmişte hangi safta durulduğu kadar, bugün hangi ilkelere sahip çıkıldığı da önemlidir. Dün savunduğunu bugün kişisel çıkarı veya siyasi hesabı uğruna terk eden birinin, gençlere bağlılık ve fedakârlık öğütlemesi ne kadar inandırıcı olabilir?

Ülkücülük, geçmişte taşınmış bir sıfatla; Atatürk’e bağlılık da yalnızca onun adını anmakla sürdürülemez. Savunulan değerlerin bugünkü tercihlerde karşılık bulması gerekir. Adaleti savunanın haksızlık karşısında, dürüstlüğü savunanın yolsuzluk karşısında, bağımsızlığı savunanın ülkenin geleceğini ilgilendiren kararlar karşısında açık bir tutumu olmalıdır.

Gençler kendilerine söylenenlerle çevrelerinde olup biteni görüyor. Çalışmak yüceltilirken kayırmacılığın kapıları açtığına, liyakat anlatılırken kişilere bağlılığın ödüllendirildiğine, fedakârlık istenirken ayrıcalıkların korunduğuna tanık olduklarında yalnızca siyasilere duydukları güven sarsılmıyor. O siyasilerin temsil ettiğini ileri sürdüğü değerleri de sorgulamaya başlıyorlar.

Bir ülkünün kuşaktan kuşağa aktarılması, sürekli tekrar edilmesiyle sağlanamaz. Onu anlatanların nasıl yaşadığı, neyi göze aldığı ve çıkarıyla ilkesi karşı karşıya geldiğinde hangisini seçtiği belirleyicidir.

Çünkü gençlik, kendisine bırakılan sözlerden önce, önüne konulan hayata bakar.

Gençlere bir ülküye sahip olmaları ve ona bağlı kalmayı öğütleyenler, önce kendileri örnek olmalıdır. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda savundukları değerlerden vazgeçenler, gençlerden o değerlere inanmasını bekleyemez.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seventeen − four =