KANAAT TACİRLERİ
Bu kadar kolay bilgiye ulaşabildiğimiz bir dönemde, hakikate ulaşmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Çünkü artık olayların sebepleri araştırılmıyor, süreçleri okunmuyor, sonuçların karmaşıklığı hesaba katılmıyor. Bilginin yerini kanaat, muhakemenin yerini taraftarlık alıyor.
Bugün Türkiye’de de dünyada da hızla çoğalan bir sınıf var: Kanaat tacirleri.
Kanaat taciri; gerçeği arayan değil, kanaatini hakikat diye pazarlayan kişidir. İnsanları araştırmaya değil, kendisine inanmaya davet eder. Delil sunmaktan çok güven telkin eder; soru sordurmak yerine bağlılık oluşturur. Çünkü sorgulayan insanı yönetmek zordur, hazır hükümlerle hareket eden kalabalıkları yönlendirmek ise kolaydır.
Ne yazık ki modern siyaset de çoğu zaman bu kolay yolu seçiyor.
Soruların çoğalmasını değil, sloganların çoğalmasını; muhakemenin güçlenmesini değil, taraftarlığın keskinleşmesini istiyor. Çünkü düşünen birey hesap sorar; taraflaşan kalabalık ise alkışlar.
Her gün ekranlardan, sosyal medyadan ve kürsülerden mutlak doğrular dağıtılıyor. Gelecek okunmuş gibi ülkelerin kaderi yazılıyor, savaşların sonucu daha ilk kurşun sıkılmadan ilan ediliyor. Yeni bir siyasi hareket doğduğunda, henüz ne yapacağı bilinmeden ya kurtarıcı ya da tehdit ilan ediliyor. Deliller ortaya çıkmadan suçlular belirleniyor, hükümler veriliyor. Amaç gerçeği anlamak değil; önceden kurulmuş kanaati doğrulatmaktır.
Oysa hiçbir siyasi gelişme tek bir aktörün iradesiyle şekillenmez. Tarih; güç dengeleri, ekonomik çıkarlar, diplomatik hesaplar ve görünmeyen aktörlerle birlikte okunur.
Elbette herkesin bir kanaati olabilir.
Kanaat, düşünmenin doğal sonuçlarından biridir. Ancak sorgulanmayan kanaat zamanla dogmaya dönüşür. Dogmalaşan düşünce ise hakikati aramayı bırakır; yalnızca kendisini doğrulayacak delillerin peşine düşer.
İşte bugün yaşadığımız sorun tam da budur.
İnsanlar araştırmıyor; hazır yorum tüketiyor. Sorgulamıyor; ezberlenmiş hükümleri tekrar ediyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça düşünmeye ayrılan emek azalıyor. Zihinler üretmek yerine aynı kanaatleri yeniden dolaşıma sokuyor. Böylece yalnızca bilgi kirlenmiyor; ortak akıl da zayıflıyor. Bir görüşün sürekli tekrarlanması onu doğru yapmaz. Bir fikrin milyonlarca kişi tarafından paylaşılması da onu hakikate dönüştürmez. Hakikat; alkışla değil, delille; taraftarlıkla değil, sorgulamayla ortaya çıkar.
Kanaat tacirleri, toplumu düşünmekten uzaklaştırıyor.
Araştıran bireylerin yerini hazır hükümler tüketen kalabalıklar alıyor. Ortak aklın yerini ortak öfke, fikir alışverişinin yerini karşılıklı suçlamalar dolduruyor. Böylece toplum, hakikati birlikte arayan insanların bütünü olmaktan çıkıp birbirini susturmaya çalışan kamplara dönüşüyor.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bize ne düşüneceğimizi söyleyen yeni önderler değil; nasıl düşüneceğimizi öğreten insanlar ve sorgulamayı yeniden bir erdem hâline getiren bir düşünce iklimidir.
Çünkü hakikatin en büyük düşmanı cehalet değildir; cehalet öğrenebilir. Asıl tehlike, kanaatini hakikat gibi sunan zihindir.
Sonuç olarak: Hakikat susturuldu, meydanları dolduranlar her zamanki gibi kanaat tacirleri…
Bir cevap yazın