UZUNGÖL VE ARAP TURİSTLER MESELESİ…
Son günlerde Uzungöl üzerinden Arap turistler yeniden tartışma konusu yapılıyor. Oysa ülkemizde turizm adına konuşulması gereken çok daha önemli ve yapısal sorunlar varken, meseleyi insanların milliyetleri üzerinden değerlendirmek ne kadar doğru ve ne kadar akılcıdır?
Turizm; insanların geldikleri ülkeye göre değil, davranışlarına göre değerlendirildiği, farklı kültürlerin bir araya geldiği evrensel bir alandır. Birkaç olumsuz örnekten hareketle milyonlarca insanı aynı kefeye koymak ne adalete ne de sağduyuya sığar.
Üstelik biz Arap turistlere yönelik önyargılı eleştiriler yaparken, Avrupa’nın bazı ülkelerinde Türklere karşı benzer önyargıların bulunduğunu da unutmamalıyız. Hepimiz başka bir ülkeye turist olarak gittiğimizde güler yüz görmek, saygıyla karşılanmak ve iyi ağırlanmak isteriz. Beklediğimiz saygıyı başkalarına da göstermek hem insanlığın hem de misafirperverliğin gereğidir.
Asıl konuşmamız gereken konular ise çok daha farklıdır.
Öncelikle yabancılara mülk satışı meselesi ciddi şekilde ele alınmalıdır. Bir bölgenin doğal ve sosyal dokusunu etkileyen bu konu, duygusal tepkilerle değil; planlama, hukuk ve kamu yararı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Çevrenin korunması da turizmin en önemli başlıklarından biridir. Uzungöl gibi eşsiz doğal güzelliklerin betonlaşmaya, plansız yapılaşmaya ve çevre kirliliğine kurban edilmemesi gerekir.
Bir diğer önemli konu turizm ahlakıdır. Turiste yalnızca para kaynağı olarak bakmak, kısa vadeli kazanç uğruna bölgenin itibarını zedelemek büyük bir yanlıştır. Misafir memnuniyeti, dürüstlük ve kaliteli hizmet anlayışı turizmin temelidir.
Turizm işletmeciliğinin profesyonel standartlara ulaşması da büyük önem taşımaktadır. Eğitimli personel, kaliteli hizmet, kurumsal yönetim anlayışı ve sürdürülebilir işletmecilik olmadan dünya ile rekabet etmek mümkün değildir.
Özellikle fiyatlandırma konusunda yaşanan sorunlar da göz ardı edilmemelidir. Yerli ya da yabancı turist fark etmeksizin insanlara adil ve şeffaf fiyatlar sunulmalıdır. Fahiş fiyat uygulamaları kısa vadede kazanç sağlıyor gibi görünse de uzun vadede bölgenin itibarına ve turizm gelirlerine zarar vermektedir.
Trabzon, yalnızca turizmden gelir elde edilen bir şehir değildir. Trabzon; tarihiyle, kültürüyle, yaylalarıyla ve eşsiz doğal güzellikleriyle gelecek nesillere emanet edilmiş bir mirastır. Bu nedenle hem tarihî değerlerimizi hem de doğal zenginliklerimizi diri ve temiz tutmak zorundayız. Sadece bugün için değil, yarın için; çocuklarımız ve torunlarımız için de bunu yapmak zorundayız.
Köylerimizi, yaylalarımızı ve doğal güzelliklerimizi olduğu gibi yaşatabilmeliyiz. Betonun da bir sınırı olmalıdır. İnsan kendi memleketine baktığında yeşilin hâkim olduğunu görebilmeli, doğanın nefes aldığını hissedebilmelidir. Eğer bugün Uzungöl’de, yaylalarımızda veya şehirlerimizde doğal dokunun bozulduğunu düşünüyorsak, bunun sorumluluğunu önce kendimizde aramalıyız.
Çünkü bütün bunları bozanlar turistler değil; çoğu zaman yanlış planlamalar, kontrolsüz yapılaşmalar ve kendi ellerimizle yaptığımız hatalardır. O hâlde önce kendimizi eleştirmeyi öğrenmeliyiz. Önce eksiklerimizi görmeli, yapmamız gerekenleri yapmalı, çevremizi korumalı ve turizm anlayışımızı geliştirmeliyiz. Ancak bundan sonra buraya gelen insanların yanlışlarını konuşma hakkına sahip olabiliriz.
Turizmin gelişmesi; önyargılarla değil, kaliteli hizmetle, güçlü altyapıyla, çevreye saygıyla ve profesyonel yönetim anlayışıyla mümkündür. Sorunları milliyetler üzerinden değil, gerçekler üzerinden konuşmalıyız.
Çünkü önyargılar ne Uzungöl’ü güzelleştirir ne de turizmi büyütür. Ancak hoşgörü, misafirperverlik, adaletli uygulamalar ve doğru politikalar hem insanları yakınlaştırır hem de bölgenin geleceğine katkı sağlar.
Uzungöl’ün, Trabzon’un ve ülkemizin ihtiyacı; insanları geldikleri ülkeye göre yargılamak değil, turizmi daha kaliteli, daha sürdürülebilir ve daha adil hâle getirmektir.
Bir cevap yazın