ŞİDDET GERÇEĞİ; GÖRMEZDEN GELİYOR VE YANLIŞ YORUMLUYORUZ…

ŞİDDET GERÇEĞİ; GÖRMEZDEN GELİYOR VE YANLIŞ YORUMLUYORUZ…

Ülkemizde neredeyse her gün başka bir konuyu tartışsak da, hiç değişmeyen gündemimiz; kadına yönelik şiddet oluyor.    

Şiddete dair doğrularınızı usulüne uygun savunamaz ve gerçekliğe uygun olarak ortaya koyamazsanız ne “kadına şiddet” konusunda ne de “toplumsal sorunların çözümünde” bir sonuca ulaşamazsınız… Gerçekliğin içinde eşitlikçi ve adil düşünmek, insanları gelenekleri ve dini inançları ile çarpıştırmamak, sistemin insanı olmamak vardır.    

Toplumumuzda insanların uğraşları, erdemleri ve sorumlulukları hala cinsel kimliğe göre belirlenmekte. Kadının toplumdaki rolünü ve konumunu ise, “kadının korunup, kollanmasından” bahsedenler ile onu, “erkekten ayrı mücadeleye zorlayanlar” oluşturmaya çalışmakta.     

Hâlbuki “kadın, erkek” yan yana gelerek, sorun çözme erdemine sahip olunmadan ne insanlığın baş belası olan şiddeti önleyebiliriz ne de insani değerlerimizi un ufak eden kapitalist sistemin kölesi olmaktan kurtulabiliriz.  

İnsanları, cinsel kimlikleri üzerinden değil, akıl ve becerileri üzerinden değerlendirmemiz, kadını da, erkeği de, aynı erdem duygularıyla yetiştirmemiz bunun için çok önemlidir.   

Doğru bilgi edinmenin, erdemli olmanın, gelişmenin ve hakikati ayırt etmenin en asli gücü birlik ve ortak akıldır.     

Kadınları, kendi inanış ya da  ideolojik yapınıza uygun olan düşünce ve davranış biçimlerine göre yönlendirir ve de eğitirseniz, toplumun sosyal ve kültürel gelişimini sağlayamaz, eşitlik dengesini kuramazsınız. 

Dolayısıyla sağlıklı bir toplum düzeni için, kadın ya da erkeğin, diğeri üzerinde güç kullanma hakkına sahip olamayacağı “eşitlik ilkesinin” benimsenmesi, topluma bu bilincin yerleştirilmesi çok önemlidir.    

Sağlıksız sosyal ilişkilerin ve şiddetin sorumlusu sadece ön yargılar, yanlış kabuller ve eğitim değil elbette. Kapitalist sistemin dayatmaları da insanlarda, tüketme, karşı cinse karşı güvensiz ve üstün olma duyguları oluşturuyor.  

Sistem, güven ve iletişim sorunu yaşayan toplumun “sosyal, politik ve kültürel” değerlerini ve birikimlerini silip süpürürken geriye, kendine yabancı, sorunlarını şiddetle çözmeye çalışan insanlar kalıyor. 

Hızla değişen sosyal yaşama uyumsuzluk, sosyal medya kirliliği, köyden kente göç, insanların gelenekleri ile kent kültürü arasında sıkışması, yalnızlık duygusu, aile kurumunun manevi derinliğini kaybetmesi, aile bireylerinin paylaşma ve uzlaşma kabiliyetlerini yitirmiş olması kapitalist sistemin yansımalarıdır.   

Bu yansımalar kadınla erkeği birbirinden uzaklaştırırken, birbirleriyle iletişim kuramaz, ortak bir dil oluşturamaz hale getiriyor. İnsanlar şiddetin, bir toplum sorunu olduğunun farkında bile değiller.   

Sonuç olarak;  

Şiddet, birçok sorunun ve mevcut sistemin neticesidir.  

Toplum “kadına şiddet” ve “karşı cinste suç arama” gibi bir duruma kilitlenmiş vaziyette.  Hâlbuki bugün yapacağımız en doğru şey kişileri değil, eğitim sistemini ve (adil olmayan, insani değerleri yok eden) mevcut düzeni tartışmaktır. Şiddet her yerde, her şekilde büyük bir tehdittir.

Nihayetinde şiddet, ötekileştirilme ve insanları haklarından mahrum bırakma sadece kadının değil, tüm insanlığın onurunu zedeleyen bir durumdur.      

Kadının da, erkeğin de aynı gemide olduklarının farkına varması, hak ve sorumluluk konusunda eşit olduklarının bilincinde olması, şiddete karşı birlik içinde onurlu bir mücadele ortaya koyması gerekiyor.   

Saygı ve sağlıkla kalın. 

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen + twenty =