UMUTSUZ OLMAYIN!..

UMUTSUZ OLMAYIN!..

Salgınla beraber hem psikolojik hem de, ekonomik açıdan yaşadıklarımız çok ağır… Salgın devam ettikçe de, çözümsüz kalınacakmış gibi geliyor insanlara…Endişelerimizde haklıyız ama insanoğlu hangi felaketin üstesinden gelmemiş ki, umutsuzluğa teslim olmamalıyız. Kendimizi iyi hissetmek için yapabileceklerimizin başında umut etmek ve sabretmek vardır. Sabır zor günlerde başvurulacak en güzel sığınak…

Sabrederek süreci atlatmamız ve yarınlara odaklanmamız gerekiyor. Sabır etmek, bir köşeye çekilip beklemek değil elbette. Sabır, ne için beklediğinin idraki içinde, duygularımızı en doğru şekilde yönetmektir. Bu bekleyiş, tahammül gücümüzü artıracak bizi olgunlaştıracaktır.

Kıymetli okurlarım, bu süreci ve yaşadıklarımızı çok ciddiye almalıyız. Nasıl sonuçlanacağını ve insanlık tarihinde nasıl yer alacağını henüz bilmiyoruz ama dünya döndükçe bu tür felaketlerle karşılaşılacağı kesin. Dolayısıyla salgının açtığı yaralar kadar öğrettiklerini de değerlendirmemiz gerekiyor. En önemlisi de, bu felaketi deneyimleyen bizlerin, gelecek nesillere büyük bir tecrübe bırakacak olması.

Peki, bu süreçte NE YAPMALIYIZ?

En çok, sabrımızı besleyecek olan umudumuzu var etmeye çalışmalıyız. Umutsuz insanlar her daim mutsuz, sorumsuz insanlardır. Sürekli sızlanmak nereye kadar! Karamsarlık sarmalına düşmeden, kaygılarımızla baş edebilmeliyiz.

Joyce Meyer diyor ki, “Sabır, sadece beklemek değil nasıl beklediğimizle de ilgilidir.”

Aslında bizim nesil beklemeyi bilirdi.

Sofrada büyüklerimizi beklerdik. Yeni kıyafetler için bayramı beklerdik. Telefonlar akıllı değildi, saatlerce bağlanmayı beklerdik. Günlerce mektubumuza cevap beklerdik. Bir oyuncağa sahip olmak için büyüklerimizin parasının olmasını beklerdik. Kiraz yemek için mevsimini beklerdik. Tavuk yemek için yılbaşını beklerdik. Cenazesi olan komşunun yasını beklerdik. Yoktan anlar, var olanı nasıl kullanmamız gerektiğini bilirdik.

Beklemek bize hayal etmeyi, hayal ettiklerimiz için çaba göstermeyi, nezaketi, empatiyi, saygıyı ve adaleti öğretti.   

Kısacası yaşamın değerini ve değerlerimizi hep beklerken ve de mücadele ederken öğrendik.

Bugün öyle hızlı yaşıyoruz ki, istediğimiz her şeye beklemeksizin anında sahip olmayı istiyoruz. Bu da bizi, nitelliksiz bir sosyal yaşamın içine iterken, insani yönlerimizin gelişmesini engelliyor. Hep şikâyetçi ve suçlayıcıyız; ne acıları paylaşabiliyoruz ne de halden anlama çabası gösterebiliyoruz. Hâlbuki bütün dünya ile beraber bir imtihandan geçiyoruz. Sabırla ve birbirimize verdiğimiz “maddi ve manevi” destekle bu günleri aşacağız. Bunun için bedenlerimizin yan yana gelmesine bile gerek yok. Gönülden gönüle bağ kurmak zaten Anadolu geleneğimizde var.

Bugün binlerce bilim insanı aşı için sabırla çalışıyor… Bize düşen daha fazla umut etmek, kurduğumuz gönül bağı ile sürece “maddi, manevi” destek vermek.

Umutsuzluğa düşmeyelim…

Kara bulutlar karabasan gibi üzerine çökse de umutsuz olma! Kapkara buluta bir rüzgar yeter.

Zifiri bir karanlık etrafını sarsa da umutsuz olma! En koyu karanlığa bir mum yeter.

“Her gece güneşin doğuşuna, her sorun umuda yenilmeye mahkumdur.” Bernard Willams

Kalın sağlıkla!..

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 9 =